ADDIE Tasarım Modeli



1990’lı yıllardan sonra öğretim tasarımı çekirdek modele göre; tüm modellerdeki ayrıntılı işlemleri özetleyici nitelikte olan temel beş aşamada ifade edilmiştir. Bu aşamalar; analiz, tasarım, geliştirme, uygulama ve değerlendirme aşamalarıdır. Bizim ele alacağımız model olan ADDIE modeli ise; bu temel beş aşamayı içeriğinde barındırdığı ve öğretimin genel tanımlarından yola çıktığı için çekirdeksel öğretim tasarımı modellerlinden biridir. ADDIE modelinin aşamaları;

Analysis ( Analiz )
Design (Tasarım)
Development (Geliştirme)
Implementation (Uygulama)
Evaluation (Değerlendirme)



Analiz(Analysis)
Analiz basamağında hedef kitle, tasarımcı ihtiyacı, öğrenme gereksinimleri, sınırlılıklra ve öğrenenlerin hali hazırdaki bilgi, becerileri belirlenir. Sistem analiz edilerek problem ve problemin kaynağı tanımlanır.

Tasarım (Design)
Analizi yapılan öğretimin, ikinci aşaması tasarımdır. Modelin tasarım aşamasında, öğretimin tasarımı planlanır ve ilk tasarımlar yapılır. Bu aşamada hazırlanan tasarımlar ve tasarımda kullanılacak unsurlar, analiz aşamasında elde edilen ihtiyaç verilerini karşılayacak şekilde olmalıdır. Yine bu aşamada da detaylı bir rapor yazılmaktadır.

Geliştirme(Development)
 Bu aşamada,  tasarımın test edilmesi sonucunda elde edilen veriler (öğrenen yorumları, deneme uygulamasında karşılaşılan problemler ve tüm gözlem sonuçları) kullanılır. Tasarım aşamasında oluşturulan içerik ve konular, etkinlikler, alıştırmalar, zamanlama, sınıf düzeni, materyaller ve ölçme-değerlendirme araçları tekrar gözden geçirilerek gerekli iyileştirme ve düzeltmeler yapılır.

Uygulama (Implementation)
 aşamasında tasarımı yapılan öğretme sisteminin uygulamasını etkileyecek değişkenler üzerinde çalışılmakta ve gerekli hazırlıklar yapılmaktadır. Özellikle tesislerin ayarlanması, ortamların düzenlenmesi, bütçeleme yapılması ve eğiticilerin eğitimi gibi konular üzerinde durulmaktadır.

Değerlendirme(Evaluate)

Eğitimin kalite ve etkinliğini değerlendirdiği aşamadır. Daha önceki aşamalarda belirlenen referans noktalarındaki eğitmeni ve kendisini kalitatif ve kantitatif performans göstergeleri tarafından değerlendirir.


Bloom Taksonomisi

Bloom Taksonomisi Nedir?

            Taksonomi bilimi 1956 senesinde Chicago Üniversitesi bünyesinde görev almakta olan Benjamin Bloom tarafından ortaya atılmıştır. Benjamin Bloom, yapmış olduğu eğitsel hedeflerin taksonomisi adı altındaki çalışması ile eğitim dünyasına ciddi derecede katkı yapmıştır. Bu taksonomiye Bloom taksonomisi denilmektedir ve dünden bu güne eğitim alan öğrencilerin algı ve öğrenme düzeylerini geliştirmek adına kullanılmıştır. Eğitimi Bloom taksonomisinin büyük katkısının olmasından dolayı Bloom taksonomisi üzerinde günümüzde de çalışmalar yapılmakta ve bu taksonominin geliştirilmesi hedeflenmektedir.



Bilişsel taksonomi: İlgili taksonomi kısmında kişinin zihinsel becerilerini ve bilgisini incelemektedir. Bloom ismine has olan taksonomi üzerinde çalışmalar yaparken öğrencilerin düşünme düzeylerinin basitten karmaşığa doğru olduğunu gözlemlemiştir. Sizler de algılama üzerinde beyin jimnastiği yapacak olursanız sistemin gerçekten basitten karmaşığa doğru olduğunu görebilirsiniz.


Duygusal taksonomi: Bu bölümde hisler, tavırlar, heyecan ve motivasyon gibi olguların öğrenmeye olan etkileri incelenmektedir. Gündelik yaşamı ele alacak olursanız bulunduğumuz çevrenin ve duygu durumumuzun hayatımızı ve özellikle algılama düzeyimizi ciddi anlamda etkilediği görebilirsiniz.


Psikomotor alan: Bu kısım hareket ve becerileri incelemektedir. Herhangi bir davranışın ortaya çıkabilmesi için bilişsel ve duyuşsal davranış eksiksiz bir şekilde ortaya koyulmalıdır. Ayrıca bazı taksonomiciler bu başlık altında kişilerin çeşitli psikolojik baskılar sonucunda algılama düzeylerinin nasıl etkilendiğini irdelemektedir.


Taksonominin Yenilenmesine Neden İhtiyaç Duyuldu? 

Taksonominin ortaya çıkış yılı olan 1956 yılından bugüne her alanda pek çok değişiklik ve yenilik gerçekleşti. Bu değişim ve yeniliklerin “eğitim” kavramını etkilemesi de kaçınılmazdı. Bugün eğitimciler “öğretme ve öğrenmenin” düşünmekten daha fazlasını içerdiği kabul ediyor. Bloom Taksonomisi; üst düzey bilişsel bilgileri tam olarak ifade edememesi, güncel bazı meselelerin taksonomi ile bağdaştırılamaması ve değerlendirme basamağında ortaya çıkan güçlükler gibi nedenlerden ötürü Anderson ve Krathwohl önderliğinde bir çalışma grubu tarafından revize edildi ve günün ihtiyaçlarına cevap veren bir hale getirildi. 

Bloom Digital Taksonomisi

Bloom’un taksonomisi üzerine çalışmalar yapan Andrew Churches ise bu aşamaları günümüze uyarlayarak taksonomiye uygun eğitsel uygulamaları bir araya getirmiştir. Bunlara ise Bloom’un Dijital Taksonomisi adını vermektedir.












Önemli noktalardaki dört değişiklik

1. Taksonominin kullanımındaki
temel odak değişmiştir. İlk
taksonomi daha çok
değerlendirmeye yardımcı
olurken, yenilenmiş taksonomi
planlama, öğretim ve
değerlendirmeye; programın
öğeleri arasındaki tutarlılıklara da
odaklanmaktadır.

2. Yenilenmiş taksonomi tüm
düzeylerde çalışan öğretmenler
için hazırlanmıştır. İlk taksonomi
daha çok yükseköğretim
örnekleri verirken, İkincisi ilk ve
ortaöğretime de örnekler
vermektedir.

3. Yeni taksonomi değişik
basamakları anlamlı hale
getirmek için örnek ölçme
işlemleri içermektedir. Oysa eski
taksonomi daha çok çoktan
seçmeli testlere odaklaşmıştır.

4. Orijinal taksonomi altı ana
basamağa önem vermişken,
yenilenmiş taksonomi daha çok
alt basamaklara odaklaşmıştır.
Ana basamaklar sadece

tanımlayıcı haline getirilmiştir


Terminolojideki dört değişiklik

1. Ana basamakların isimleri,
hedefler nasıl gerçekleştiriliyorsa
öyle isimlendirilmiştir. Örneğin
ilk taksonomide yer alan “Bilgi”
basamağı bir addır. Eylem
değildir. Benzer sorun analiz ve
sentezde de geçerlidir. Bu
nedenle basamaklar eylemsi -ad
ilişkisini kurabilmek için eylem
biçiminde isimlendirilmiştir.*

2. İlk taksonomideki “bilgi”
basamağının alt basamakları
olgusal, kavramsal, işlemsel ve
üst bilişsel bilgi olarak
sınıflanmıştır. Özellikle
üstbilişsel bilginin eklenmesi
yeni ihtiyaçlardan
kaynaklanmıştır.

3. İlk taksonomide bazı
basamakların alt basamakları ad
ya da yalın halde bulunmaktaydı.
Bunları eylem haline getirmek
kullanışlılığı artıracağı için
değiştirilmiştir.

4. Kavrama ve sentez
basamakları yeniden

isimlendirilmiştir.

Yapıdaki dört değişiklik

1. Hedeflerdeki ad ve eylemsi
öğeleri ayrı birer boyut haline
getirilmiştir. Ad öğesi, bilgi
boyutunu oluşturmuştur. İlk
taksonomideki bilgi basamağındaki
eylem öğesi “Hatırlama” haline
getirilmiştir. Her ana basamağın
eylem öğesi, de bilişsel süreç
boyutunu oluşturmuştur.

2. İki boyutlu Taksonomi
Tablosu’nun oluşturulması analitik
bir araç haline gelmiştir. Hedefler,
Taksonomi Tablosunun hücrelerine
yerleştirileceğinden, öğretim
etkinliklerinin ve değerlendirmenin
planlanmasına da yardımcı
olacaktır. Böylece bu üç program
öğesinin arasındaki tutarlılıkların
görülmesi de sağlanabilecektir.

3. Bilişsel süreç basamakları
(hatırlama, anlama, uygulama vb.)
birikerek çoğalan (kümülatif) bir
hiyerarşi olmaktan çıkarılmıştır. İlk
taksonomide bir basamak
gerçekleştirilmeden diğerine
geçilemiyordu. Oysa araştırmalar
sadece bazı basamaklar arasında
(kavrama, uygulama, analiz)
kümülatif hiyerarşi olduğuna kanıt
göstermektedir.

4. Sentez/yaratma ve
değerlendirme sınıflarının sırası

değiştirilmiştir.


Kavram Türleri

Kavram Türleri



1- Somut ve Soyut Kavramlar

       Somut Kavramlar

Duyu organlarıyla algılanabilen kavramlardır. Ağaç, kalem, silgi, bilgisayar.

Soyut Kavramlar

Duyu organlarıyla algılanamayan kavramlardır. Sevgi, saygı, mutluluk, üzüntü.


2- Nesnel ve İlişkisel Kavramlar


Nesnel Kavramlar

 İnsanların kendi çevrelerinde bulunan fiziksel varlık ya da nesneleri sınıflamada kullanılan kavramlardır (Araba, Pizza vb.).

        İlişkisel Kavramlar  

Nesnel kavramlar arasındaki ilişkileri betimlemek üzere kullanılan ve çoğunlukla sözel bilgilerden oluşan önermelere verilen isimdir (Kuvvet: itme, çekme, ivme, sürtünme).


  3- Üst, Alt ve Bağlantılı Kavramlar

  Kavram yapılanması içinde en tepede olan ve en geniş kapsamlılığı gösteren kavrama üst kavram adı verilir.
Üst kavramların küçük bir bölümünü ya da özel parçasını oluşturan bir alt düzey kavramlara da alt kavram adı verilir.

 4- Kendiliğinden ve Kendiliğinden Olmayan Kavramlar


Çocukların düşüme özelliklerini doğrudan yansıtan kavramlara kendiliğinden olan kavramlar denir.
Çocukların, genellikle yetişkinlerin istediği doğrultuda sergilediği düşünme biçimini gösteren kavramlara da kendiliğinden olmayan kavramlar adı verilmektedir.


 5- Günlük ve Bilimsel Kavramlar

Günlük bağlamda gelişen, çocukların okul dışında yetişkinler ile etkileşimi sonucu oluşan kavramlara günlük kavramlar denir.
Bilimsel kavramlar ise belirli bir bilim dalıyla ilişkili olarak okulda öğretilir.  Bu kavramlar; uygun biçimde tanımlanır, sistematik yönden aşamalı bir yapı içindedir, mantıksal düzenleme içinde sunulur ve sözel olarak kapsamlı biçimde tanımlanabilir.

Kaynak: blogspot , ogta

Böte-Kavram Haritası


Öğrenme Stilleri

Öğrenme Stilleri 


Gelişen bilgi çağında her birey bir konuyu öğrenirken farklı yollardan hedefe ulaşabilir. Bu süreçte kişinin hedefine daha sağlıklı ulaşması için o hedefe en rahat ve en hızlı ulaşma tarzını bilmesi gereklidir. Bu tarzlar öğrenme stilleri olarak karşımıza çıkar. Öğrenme stilleri 3’e ayrılır.

Görsel Öğrenme Stili 

Bu öğrenme stiline sahip kişiler görerek daha kolay öğrenirler bu gruptakilerin belirli özellikleri vardır. Bunlar:
  • Özel yaşantılarında genellikle düzenli ve titizdirler. 
  • Dağınık bir masada ders çalışamazlar, önce masayı kendilerine göre düzenlerler, daha sonra çalışmaya başlarlar. 
  • Çantaları, dolapları her zaman düzenlidir. 
  • Tam olarak öğrenebilmeleri için dersin mutlaka görsel malzemelerle desteklenmesi gerekir. 
  • Harita, poster, şema, grafik gibi görsel araçlarla kolay öğrenirler ve bu araçlarla öğrendiklerini kolay hatırlarlar. 
  • Bilgi ve kavramları sembol ve resimlere dönüştürmeleri anlamalarını ve bellekte tutmalarını kolaylaştırır. 
  • Bir şey düşünürken gözleri yukarı doğru bakar. 


İşitsel Öğrenme Stili

Bu öğrenme stiline sahip kişiler duyarak daha kolay öğrenirler bu gruptakilerin belirli özellikleri vardır. Bunlar:


  • Diğer gruplardakilere göre daha konuşkandırlar. 
  • Oyunlarını kendi başlarına oynuyor bile olsalar, sanki yanlarında birileri varmış gibi konuşarak oynarlar. 
  • Yaşlarına göre daha kapsamlı cümleler kurarlar, kelime dağarcıkları geniştir. 
  •  Konuşmalarında bir ahenk ve melodi vardır. 
  •  Bir şey düşünürken kulak hizasına doğru bakarlar. 



Kinestetik(Dokunsal) Öğrenme Stili 

Bu öğrenme stiline sahip kişiler duyarak daha kolay öğrenirler bu gruptakilerin belirli özellikleri vardır. Bunlar:


  • Okul hayatında zorlanabilirler. 
  • Oturdukları yerde uzun süre duramazlar. 
  • Parmak kaldırmak, öğretmenin kendisini görmesini beklemeyi zaman kaybı olarak görürler. 
  • Hemen harekete geçerler. 
  • Öğretmenin ”Tahtayı kim silecek?” demesi yerlerinden fırlamaları için yeterlidir. 
  • Görsel ve işitsel mesajları algılamakta zorlanırlar. Ancak yaparak algılarlar. 
  •  Hareket hâlindeyken daha iyi öğrenirler. (Örneğin, kondisyon bisikletinde kitap okuduklarında daha iyi anlarlar.) 
  •  El şakası yaparlar, konuşurken el ve kollarını bol bol kullanırlar. 
  •  Dokunsallar daha çok ellerini kullanarak öğrenirler. 
  •  Plan ve programdan fazla hoşlanmazlar

Kaynaklar: http://nkal.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/20/01/964247/dosyalar/2012_12/10102559_ogrenme_stilleri.pdf
http://www.itugvo.k12.tr/ilkogretim/rehberlik_bultenler/ogrenme-stilleri.doc
http://w3.gazi.edu.tr/~aligullu/ost.htm

İhtiyaç Türleri

İhtiyaç Türleri 6'ya ayrılır.
  • Normatif İhtiyaçlar
  • Karşılaştırmalı İhtiyaçlar
  • Hissedilen İhtiyaçlar
  • İfade Edilen İhtiyaçlar
  • Önceden Tahmin Edilen ya da Geleceğe İlişkin İhtiyaçlar
  • Acil İhtiyaçlar
      Normatif İhtiyaçlar


Bizden beklenenlerle yapabildiklerimiz arasındaki farktır. Hedef kitlenin ihtiyacının, ulusal bir standartla karşılaştırılmasıyla belirlenir. Hedef kitlenin performansı, var olan normdan daha düşük olduğunda normatif ihtiyaç bulunmaktadır. Aileler çocuklarının hep iyi bir mesleğe sahip olmalarını isterler. Bu içinde bulunan ülke, çevre ve döneme göre değişir. Kimi aile çocuklarının doktor olmasını ister kimisi mühendis. Çocuklarının bu mesleklerden birine sahip olmaları ailelerine göre birer ihtiyaçtır.


Karşılaştırmalı İhtiyaçlar

Normatif ihtiyaçlara benzemektedir. Çünkü her ikisi de hedef kitlenin dış bir ölçütle karşılaştırılması yoluyla tanımlanır. Ancak, karşılaştırmalı ihtiyaçlarda hedef kitle, bir norm yerine, aynı koşullarda olan başka bir grupla karşılaştırılır. Örneğin, ailelerimizin bizi sürekli komşu çocuklarıyla karşılaştırması gibi.






  Hissedilen İhtiyaçlar

Bireysel bir istek ya da ihtiyaçtır. Hissedilen ihtiyaçlar, var olan performans ya da beceri düzeli ile beklenen performans ya da beceri düzeyi arasındaki farkı gösterir. Örneğin, matematik dersinin ilk sınavından zayıf not alınca bu dersten çalışmaya ihtiyacının olduğunu hissetmek hissedilen ihtiyaçtır.


İfade Edilen İhtiyaçlar
Hissedilen ihtiyaçların eyleme dönüştürülmüş halidir. İnsanlar çoğunlukla, ifade edilen ihtiyaçların giderilmesiyle ilgilenir.** Örnek olarak bizim dönem başında alacağımız dersleri belirleyip açılmasını beklemek verebilirim. Açılırsa ihtiyacımız karşılanır açılmazsa karşılanmamış olur.


Önceden Tahmin Edilen ya da Geleceğe İlişkin İhtiyaçlar

Gelecekte olması muhtemel olaylar için gereken ihtiyaçlardır. Mesela annelerin kızları için çeyiz hazırlamaları gibi.

Acil İhtiyaçlar

Nadiren oluşan fakat önemli sonuçları olan başarısızlıklardır.*** Bunun da en büyük örneklerinden birisi sanırım doğal afetler için hazırlıklardır. Bir acil ihtiyaçtır ve giderilmediği taktirde büyük kayıplara sebep olabilir.






Kaynakça
** Burton&Meril, 1991
***Meger(1984)
ogta.net

Eğitim ve Öğretimde Araç Gereçler



Öğrencide istendik davranışların geliştirilmesi için görsel ve işitsel yöntemlerin birlikte kullanılması gerekir. Bu faaliyete aynı zamanda gösteri yöntemi de denir.Herhangi bir konun gösteriminin materyali olduğu ve bunun  nasıl yapılacağı öğrencilerin önünde gösterilmek suretiyle öğretilmesi esasına dayanır. Fizikî, beşerî ve ekonomik coğrafya olayları ile ilgili kavramları öğretme bu yöntem sayesinde gerçekleşir. Bu faaliyet ise araç ve gereç yardımıyla sağlanır.Konulardaki haritalar, şekiller, fotoğraflar, tablolar öğretimde öğrenmeyi araç ve gereç yardımıyla anlaşılır hâle sokar. *

Yukarıdaki resimde de gördüğümüz üzere bu araç ve gereçler kendi aralarında çeşitlerine ayrılırlar. 

      
  Bu araç ve gereçlerin faydaları şunlardır:

  •  Çoklu öğrenme sağlarlar.
  •  Dikkat çekerler.
  •  Somut şeyleri soyutlaştırırlar.
  •  Hatırlamayı kolaylaştırırlar.
  •  Zamanda tasarruf sağlarlar.
  •  Eğitimin maliyetini düşürürler.
  •  Öğrencilerin bireysel ihtiyaçlarını karşılamalarına yardımcı olurlar.
  •  İçeriği basitleştirirler.
  •  Tekrar tekrar kullanılabilirler.
  •  Öğrenciyi derse güdüler.
  •  Öğrencinin öğrenme sürecine aktif katılımını sağlarlar.
  •  Eğitimde araç-gereç kullanımı öğrencinin yaratıcılığını artırır.
  •  Eğitimi ve öğretimi eğlenceli hale getirir.
  •  Öğrenciye verilmek istenen mesajın daha etkili bir şekilde verilmesini sağlar.
  •  Öğrencide merak uyandırarak öğrenciyi araştırmaya sevk eder.
  •  Bu araç-gereçleri öğrenci istediği zaman kullanabilir. **



Kaynakça
*   http://dhgm.meb.gov.tr/yayimlar/dergiler/Milli_Egitim_Dergisi/157/gungordu.htm
** https://gkcnoz.wordpress.com/ders-kaynaklari/diger-projeler/


Semantik Bellek -Anlamsal Hafıza Nedir?




Semantik bellek bir açık bellek türüdür.  Açık bellek, açıkça veya ayan beyan tarif edebileceğimizi anılardan oluşur. Genel kültür bilgilerinin saklandığı bellektir. Bir kelime bilgisi sınavına girdiğimizde veya ülke başkentlerini hatırlamaya çalıştığımızda açık belleğin özel semantik türünü kullanırız. İşte buna semantik bellek denir. Semantik yani anlamsal demektir. Yani bunu kelime anlamları gibi basit bilgileri hatırlama yeteneğimiz olarak tanımlayabiliriz.

Örneğin bir tatile gittik. Bu tatilde yaşadıklarımız Olaysal bellekte, gittiğimiz yerin ismi ise semantik bellekte saklanır.

Sözel veya görsel nesnelerin ya da tanımların ne olduğunun bilgisini tutan bellektir.

Kısacası "Ne?" sorusunun cevabı bu bellekte saklanır. Örneğin, semantik bellek nedir derken kullandığımız tanım ve açıklama semantik bilginin içeriğini oluşturur.

Kaynaklar:

http://www.evrenindili.com/component/content/article/79-hayvanbilinci/608-bellek-ve-bellek-tipleri?directory=194
https://www.youtube.com/watch?v=vU-VjgTWAUE
http://egitimbilimlerinotlari.com/tag/anlamsal-bellek/

İnfografik Değerlendirmeleri

1. İnfografik



1) İçerik Çözümleme
    1.1) Ana Başlık: İnfografiğin içeriği hakkında açık ve net bir başlık kullanılmış.
    1.2) Ara Başlıklar: 2 tür ara başlık kullanılmış. İlk olanı durum şeklinde, ikinci olanı neredeyse bir cümle uzunluğunda ve açıklayıcı bir şekilde yazılmış.
    1.3) Bilgi Organizasyonu
         1.3.1) Gruplama: Anlamsal yapıya uygun şekilde gerekli yerlerde görsellerle desteklenerek anlatılmış.
         1.3.2) Sistematik: Farklı durumlar için sistematik şekilde bir anlatım var.
         1.3.3) Süreklilik: Her madde arasında bir süreklilik mevcut her hareket karmaşık olmayacak şekilde sırasıyla anlatılmış.
    1.4) Bilgi Niteliği
         1.4.1) Önemli Bilgi: Bilgiler genelde emir kipiyle alt başlıkların altında maddeler halinde anlatılmış. 
         1.4.2) Anahtar Kavramlar: Bazen başlıklarda bazen uygulanması gereken maddelerde kullanılmış.
         1.4.3) Açıklama: Gerek ana başlığa gerekse alt başlıklara ait kısımlarda konuyla ilgili açıklama verilmiş.
         1.4.4) Örnekleme: Örnekleme kullanılmamış. Fakat olay bir durum üzerinden anlatılmış.
         1.4.5) Sonuç: Sonuç olarak bir bölüm oluşturulmamış. Yani anlatılanların yapılması durumunda tıkanıklığın giderileceği düşünülmüş.
     1.5) Kimlik: İnfografiği hazırlayanın kimliği infografiğin sol üst köşesine yazılmış. Sağ alt köşeye yazılması bence daha uygun olurdu.

2) Görselleştirme - Büyük Resim
    2.1) Sıradüzen
         2.1.1) Görsel Hiyerarşi: Yeterli ve açıklayıcı şekilde resimler kullanılmış. 
         2.1.2) Yönlendirme: Yönlendirme; boyutlandırma, renk, karşıtlık ya da görsel ipuçlar kullanılarak sağlanmış, öğeler sıralamayla bir örüntü oluşturacak biçimde kademeli bir iz üzerine yerleştirilmiş.
    2.2) Vurgu: Vurgular genelde başlıklarda kullanılmış.
    2.4) Ritim: Aynı grup içerisinde kullanılan görsellerde benzer renk şekil ve anlatımlar kullanılmış.
    2.5) Süreklilik: Her görsel içerisinde bulunduğu gruba özgü şekilde özelliklerde kullanılmış.
    2.6) Denge: Öğeler, alt bilgi grupları ve genelde, görseller yazıyı destekler nitelikte tasarlanmış.
    2.7) Bütünlük: Anlamlı bilgi gruplarında kendi içinde ve infografiğin genelinde bütünlük yakalanmış.

3) Görselleştirme - Öğeler
    3.1) Yazı: Yazı tipi okunaklı ve gerekli yerlerde boyutu değişiklik göstermiştir. Her başlık aynı boyutta kullanılmış okuyucunun dikkatini gerekli yere toplamıştır.
    3.2) Renk: Karışık renkler kullanılmamış ve okuyucunun dikkatini dağıtmadan bilgileri almasında yardımcı olmuştur.
    3.3) Görseller: Görseller içerisinde bulunduğu maddeye uygun şekilde gerekli yerlere vurgu yapılarak tasarlanmıştır. Bu sayede bulunduğu maddenin tam olarak anlatmak istediğini okuyucuya göstermiştir. 

2. İnfografik



1) İçerik Çözümleme
    1.1) Ana Başlık: İnfografiğin içeriği hakkında açık ve net bir başlık kullanılmamış. Sanki bir sır gibi oluşturulmuş ve içerik okunmadan başlığın ne demek istediği anlaşılmamaktadır.
    1.2) Ara Başlıklar: Her ara başlık kendi içerisinde bir bilgiye sahip olacak şekilde yazılmış.
    1.3) Bilgi Organizasyonu
         1.3.1) Gruplama: Anlamsal bir yapı olmayacak şekilde bilgiler dağınık gruplar halinde verilmiş. Yani infografiği incelemeye neresinden başlarsanız başlayın herhangi bir anlamsızlık söz konusu olmamaktadır.
         1.3.2) Sistematik: Farklı bilgiler içerisinde sistematik bir anlatım var.
         1.3.3) Süreklilik: Farklı bilgiler kendi grupları içerisinde belirtilmiş.
    1.4) Bilgi Niteliği
         1.4.1) Önemli Bilgi: Bilgiler dağınık maddeler halinde verilmiş gerek zaman tüneli şeklinde gerek görseller altında kullanılmış
         1.4.2) Anahtar Kavramlar: Gerekli görüldükçe alt başlıkların içerisinde verilmiştir.
         1.4.3) Açıklama: Açıklamalar genelde alt başlıkların açıklama kısımlarında verilmiştir.
         1.4.4) Örnekleme: Örnekleme kullanılmamıştır.
         1.4.5) Sonuç: Sonuç olarak bir bölüm oluşturulmamış. Gar hakkında genel bir açıklama verilmiştir.
     1.5) Kimlik: İnfografiği hazırlayanın kimliği tarih kullanılmadan infografiğin sağ alt köşesinde verişmiştir.

2) Görselleştirme - Büyük Resim
    2.1) Sıradüzen
         2.1.1) Görsel Hiyerarşi: Yeterli ve açıklayıcı şekilde resimler kullanılmış. 
         2.1.2) Yönlendirme: Yönlendirme; boyutlandırma, renk, karşıtlık ya da görsel ipuçlar kullanılarak sağlanmış, sadece aynı gruplar içerisinde bulunan görsellerde bir sıralı kullanım söz konusudur.
    2.2) Vurgu: Vurgular genelde sayısal veriler halinde büyük puntolarla kullanılmıştır.
    2.4) Ritim: Aynı grup içerisinde kullanılan görsellerde benzer renk şekil ve anlatımlar kullanılmış.
    2.5) Süreklilik: Her görsel içerisinde bulunduğu grubun özelliklerini yansıtacak şekilde kullanılmış.
    2.6) Denge: Öğeler, alt bilgi grupları ve genelde, görseller yazıyı destekler nitelikte tasarlanmış.
    2.7) Bütünlük: Genel bir bütünlük sağlanmadan karmaşık bilgiler verilmiştir.

3) Görselleştirme - Öğeler
    3.1) Yazı: Yazı tipi her yerde aynı olmayacak şekilde vurgulanmak istenen kısımlar özellikle belirtilmiştir. Bazı yerler fazla küçük olmuş ve okunaklılığını yitirmiştir.
    3.2) Renk: Bazı kısımlarda görsellerle dengeli ama bazı kısımlarda tam zıt renkler kullanılarak okuyucunun dikkatini farklı yerlere çekilmek istenmiştir.

    3.3) Görseller: Görsellerden bazıları kullanılan renklerle uyumlu olacak şekilde tasarlanırken bazıları kendi içerisindeki gruba özgü olacak şekilde tasarlanmıştır.

Powtoon İle Sunum Yapma Videolu Anlatım

Bit İle Byte Arasındaki Fark

Bilgisayar dünyasının en çok karıştırılan iki kelimesi olmalarının nedeni aynı şeyi temsil ediyor olmaları ve okunuşlarının “bit” ve “bayt” olması olabilir. 

Okunuşları o kadarda karıştırılacak gibi değil diyebilirsiniz, fakat tam olarak ne anlama geldiklerini bilinmeden kullanıldığında, 8 katı fark oluşturduğunu belirteyim. 

Bit’in bilgisayar dilinde 0 ve 1’i temsil eder. 
Byte, 8 Bit’ten oluşur ve 0’dan 255’e kadar olan sayıları ifade edebilir. 
Sizleri daha fazla teknik bilgi ile boğmadan önce, nasıl yazıldıklarını ve nerelerde nasıl karşınıza çıkabileceğini göstermek istiyorum. 
Byte kısaca büyük B ile gösterilir, Bit ise küçük b ile. 
Mb Megabit’i temsil ederken MB Megabyte’ı temsil eder. Örnek vermemiz gerekecek olursa internetten indireceğiniz 1 GB’lık bir dosya 8 Mbps (ps’nin anlamı burada Per Second yani Saniye başına) bir bağlantı ile 1GB = 1024MB(Byte) = 8192 Mb(bit). Diğer bir şekilde söylemem gerekirse, söylerken “Sekiz megabayt’lık bağlantı” yanlış bir telaffuz olacaktır. Doğrusu “Sekiz megabit’lik bağlantı” ‘dır.

8 bit = 1 byte 
1024 byte = 1 kilobyte
1024 kilobyte = 1 megabyte
1024 megabyte = 1 gigabyte
1024 gigabyte = 1 terabyte

Bilgisayar Alırken..

Bilgisayar Alırken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Bir çoğumuz teknolojik ürünleri satın alırken çok fazla araştırmayız. Çoğunlukla bunun için uygun zaman bulamayız. Bu yazımızda laptop alırken nelere dikkat edilmeli, hangi özellikleri önemsemeliyiz gibi konulara açıklık getireceğiz. Çünkü maliyetli bir araç olan kişisel notebook bilgisayarı ilk başta satın alırken belirli kriterleri göz önünde bulundurursanız, bilgisayarınızı 2 yıl hatta 3 yıl gibi daha uzun süre sizlere kullanma olanağı sunabilir. Çünkü yazılımlar bu anlamda donanımlara uygun üretilirler. Etkili özelliklere sahip bir bilgisayarla 6-7 yıl yeni üretilen yazılımlar da dahil bir çok yazılımı sorunsuz çalıştırabilirsiniz. Bu anlamda hem maddi açıdan kârlı bir alışveriş yapmış olursunuz, hem de her 2 yılda bir laptop özelliklerini araştırıp, zaman harcayıp, üstüne tekrar maliyetli bir alışveriş yapmak zorunda kalmazsınız. Şimdi laptop alırken nelere dikkat edilmeli sorusuna maddelerle cevap arıyalım:

İşlemci:

İşlemciler bilgisayar bileşenlerinin en pahalı parçalarıdır. Aslında ödediğiniz paranın birçok zaman 1/4 hatta 1/3′ ünü işlemciye ödersiniz. Notebooklar için de bu durum geçerlidir. Aslında işlemci seçiminiz tüm bileşen seçimlerinde olduğu gibi tamamen ihtiyacınızla doğru orantılıdır. Satın alacağınız bilgisayarda sadece internette gezinip, ofis programları kullanacak ve çok sayıda işlemi aynı anda yapmayacaksanız çok fazla ücret ödemenize gerek olmayabilir. Ancak bilişim branşında çalışıyorsanız ve işiniz yoğun işlem yapan programlarla ise en iyi seçimi yapmak zorundasınız. Günümüzde alt ve orta düzey notebooklarda i3 ve i5 işlemciler kullanılır. Daha üst donanımlar için çoğunlukla Intel i7 işlemciler kullanılır. Peki sadece intel mi? Tabiki hayır. AMD işlemcilerde tercih edilebilir. AMD fx ve AMD a10 modeller Intel i7 ile aynı sınıfta kabul edilebilir. Seçim tamamen sizin. Benim tercihimi soracak olursanız ben Intel derim. i7 işlemciler de aslında kendi içinde sınıflandırılabilirler. Bir örneğini verecek olursak “Intel® Core™ i7-2617M Processor (4M Cache, up to 2.60 GHz)” modeli 2011 yılında ilk üretilen i7 işlemci serisidir. Laptop üreticileri bu işlemciye 200-250 $ ‘ dan satın alabiliyorken, “Intel® Core™ i7-4940MX Processor Extreme Edition
(8M Cache, up to 4.00 GHz)” adını verdiğimiz 4.nesil 2014 yılının Ocak ayında piyasaya sürülen işlemciyi 1200 $ gibi bir fiyata mal edebilir. Halbuki siz sadece “Intel Core i7″ kelimesine göre arama yaparsanız farkında olmadan 2011′ de üretilen i7′ yi satın alabilirsiniz.


Peki bu versiyonlar arasında ne fark vardır? Cache Bellek dediğimiz hızı doğrudan etkileyen özellik, işlemci saat frekansı, ve en önemlisi çekirdek sayısı başlıca önemli farklarıdır. Ancak lafı çok uzatmadan bu bölümü geçelim. Çok detaya girersek alt ve orta düzey kullanıcıların sıkılacağını varsayarak, “Intel® Core™ i7-4700MQ Processor (6M Cache, up to 3.40 GHz)” gibi 350 $’ lık bir 6 MB cache’ e sahip olan işlemci sizin için uygun olabilir. Bunun gibi aslında çok seçenek vardır. Ama 2011′ de üretilen ilk i7 mobil işlemcili bir notebooku kesinlikle i7 işlemcili bir notebook olsun diye satın almayın. 4.nesil i3 2011′ de üretilen i7′ ye karşılık gelebilir. Bu durum ancak detay araştırmalar sonucunda anlaşılabilir. Aman dikkat…!



Ekran Çözünürlüğü ve Ekran Boyutu:

Öncelikle monitör ya da ekran adını verdiğimiz, bizi direk uygulamayla buluşturan bu donanımın özelliklerini iyi incelememiz gerekir. Bilgisayar başında çok zaman geçiren kişiler için diğer donanımların sağlığa doğrudan zararı olmadığını biliyoruz. Örneğin bir disk sürücüsü veya RAM Bellek sağlık açısından bizimle direk etkili değil. Ancak ekran öyle değildir. Gerçi günümüzde yeni teknoloji üretilen notebookların birçoğu bu anlamda iyiler. Yine de daha çok araştırma yaparak sağlık açısından daha iyi üretilmiş ekranları tercih edebilirsiniz. Ekranda en önemli olan şey çözünürlüktür. Orta sınıf ve alt sınıf laptoplar standart 1366*768 çözünürlüğünde üretilirler. Çok düşük bir değer olmasa da çok da yüksek olduğunu söylenemez. Gözleriniz hele benim gibi astigmat denen bulanıklığa doğru ilerliyorsa bence bu anlamda çözünürlüğün en az 1920 * 1080 değerinde olması gerekir. Bu çözünürlükte bir notebook sizi görüntü açısından uzun yıllar rahatsız etmeyecektir. Ayrıca grafik işleme, oyun gibi birçok uygulamalarda başınız ağrımayacaktır. Ekran boyutu olarak da 15.6 – 16 – 17 – 17.3 ve hatta 18.4 gibi farklı değerler mevcuttur. Ancak çoğunlukla 15.6 ekran kullanılır. Şahsen ben satın alacağınız notebooku eğer haftanın 1 günü taşıma ihtiyacı duyuyor, hatta çoğunlukla evde kullanıyorsanız, 17 inçlik bir ekran öneririm. Daha büyük bile olabilir. Çünkü oyun, film gibi etkinlikler bu anlamda daha etkili hale gelebilir. Ayrıca photoshop gibi bazı uygulamalarda yaptığınız grafik düzenlemelerini daha zevkli bir şekilde sürdürebilirsiniz. Ekran tipi olarak zaten günümüzde LED ekranlar kullanıldığından, farklı bir seçeneğe yönelmenize gerek yok. Tepkime süresi olarak da aralarında çok da bir fark bulunmadığı da bir gerçek. O yüzden bu iki özelliği çok da dikkate almanıza gerek yok.



Ayrıca şunu da belirtmeden geçmeyelim. Günümüzde dokunmatik ekranlara uyumlu işletim sistemleri hızla artıyor. Windows 8 ile başlayan ve 8.1 ve bundan sonra sürümlerde de devam edecek Metro Arayüzünü kullanan işletim sistemlerine uygun yazılımlar da hızla geliştiriliyor. Bu da dokunmatik monitörlerin üretiminin artmasına neden oluyor. Belki bundan sonra 3-4 yıl sonra tüm notebook ekranları dokunmatik özelliğine kavuşacak. Bu anlamda seçim yaparken, dokunmatik özellikte bir notebook almak mantıklı olabilir. Hele ki aradaki fiyat farkı 200-350 tl arasında bir düzeyde ise 2-3 yıl sonraki dokunmatik sistemlere göre tasarlanan yazılımları kullanamamak bu anlamda sizde pişmanlık duygusu uyandırabilir. Benim tavsiyem mutlaka bir dokunmatik özellikli notebook karşılaştırma listenizde olsun.

Grafik Kartı (Ekran Kartı):

Ekran kartları bir bilgisayardaki en önemli bileşenlerden biridir. İster masaüstü olsun, ister dizüstü bilgisayarlarda olsun, ekran kartınızın özelliklerinin yüksek standartlara sahip olması sizlerin işlerini hayli kolaylaştırır. Masaüstü bilgisayarlarda olduğu gibi notebooklarda da ekran kartları dahili ve harici olmak üzere 2′ ye ayrılır. Yine işlemcilerdeki gibi bu iki seçenekten birini ihtiyaçlarınıza paralel olarak seçersiniz. Eğer bir grafikerseniz zaten en önemli bilgisayar bileşeni ekranı kartınız olacaktır. Dahili ekran kartlarının performansları düşüktür. Harici ekran kartı dediğimiz kendi belleği bulunan ekran kartları da çok daha performanslıdır. Paylaşımlı ekran kartı dedikleri ekran kartları genelde Intel HD Graphics adını verdiğimiz tümleşik ekran kartlarıdır ve kendi bellekleri yok denecek kadar azdır. Bu anlamda bilgisayarın sistem belleğini kullanırlar, bu da bizim sisteme ayırdığımız belleğin azalmasına ve haliyle performansın düşmesine neden olur. Ancak yine de grafik işlemiyorsanız, oyun oynamıyorsanız Intel HD Graphics paylaşımlı ekran kartı size yetebilir. Harici ekran kartları ise kendi belleğine sahip ekran kartlarıdır. Sistem belleğini asla kullanmazlar, ve performans en üst seviyededir. Oyunlar, grafik programların vb. uygulamalarda ekran kartları yoğun bir şekilde kullanılırlar. Bu nedenle en az 2 GB belleğe sahip bir paylaşımsız ekran kartına sahip notebook almak en mantıklı olandır. Şu an için notebooklarda kullanılan en iyi ekran kartının bellek değeri bildiğim kadarıyla 4 GB. Ancak gelişmeler yıllar sonra neler getirir bilinmez.






RAM Bellek (Sistem Belleği)

Bellek bilgisayarda hız değeriyle doğrudan ilgili olan bir bileşendir. Bilgisayarlarda bellek değerinin düşük olması, bellek özelliklerinin etkili olmaması bilgisayarınızın yavaş açılmasına, programların yavaş açılmasına, yavaş kapanmasına, kısacası sizin bilgisayarın güç düğmesine basmaktan bıktıran nedenlerin başında gelir. Günümüzde RAM bellek teknolojisi DDR3 adını verdiğimiz gelişmiş bellek modüllerinin üretimiyle paraleldir. DDR3 bellekler 2133 MHZ’ e kadar üretiliyor. Ancak bu değer en yüksek değer ve notebookunuzun bunu destekleyen bir anakarta sahip olması gerekir. Bu anlamda maliyet de yüksek gelebilir. Ayrıca RAM Belleklerde kapasite de çok önemlidir. Günümüzde bir notebookta en az 2 GB bellek için kullanılıyor. 2 GB bellek yetersiz kalabilir. Standart olarak 4 GB bellek alt ve orta düzey uygulamalar için uygundur. En yüksek de 32 GB’ a kadar RAM bellek notebooklarda kullanılıyor. Tabi 32 GB’ lık bir belleğe sahip olan bir notebooka 10.000 TL gibi bir fiyat ödemeniz gerekiyor. Yine hatta biraz daha bekleyip 1-3 ay içerisinde piyasaya sürülecek olan DDR4 belleğe sahip olan notebook da alabirsiniz. Şahsen ben şu aşamada sırf bunun için emektar Toshiba ile aramı iyi tutmaya çalışıyorum ki beni 2-3 ay daha idare etsin.


Sabit Disk (SSD veya SSHD):

Sabit diskler verilerinizi depoladığınız, en önemlisi de işletim sisteminizin kurulu olduğu bilgisayar bileşenleridir. Sabit disk aslında bilgisayarlar için hız kavramının en yeteneksiz bileşenleri diyebiliriz. Çoğunlukla sistemin yavaş açılması, programların yavaş işlem sürdürmesi, takılmalar, geçikmeler sabit disklerden kaynaklanır. Zaten bileşenler arasındaki hız sıralamasında sabit disk en sondadır. İşlemci bu hız sıralamasında başı çekerken, RAM Bellek sabit disk ve işlemci arasında köprü görevi görür, hızlı bileşenle yavaş bileşen arasında dengeyi sağlamaya çalışır.
Ancak diskler son günlerde önemli gelişmele
r kaydetti. Normalde harddiskler donanımsal olarak içerisinde çelik dönen diskler barındırırlar. Bu anlamda yavaştırlar. Dönüş hızları RAM ve İşlemciye göre hayli geride kalır. Ne kadar hızlı dönerse dönsün 10000 RPM dediğimiz dakikadaki dönüş hızı 10bini geçemezler. Standardı 7200 rpm’ dir. Ancak SSD dediğimiz teknoloji çelik diskleri geride bırakmıştır. Bu SSD adını verdiğimiz donanımlarda dönen çelik diskler yoktur. Onlar flash disklerdeki gibi entegre yapısından oluşurlar ve normal çelik disklere göre bir hayli hızlıdırlar. Ancak maliyet olarak bakıldığında oldukça pahalıdırlar. İşte bu nedenle hem dönen disklerden hem de SSD disklerden oluşuna hibrit diskler üretilmiştir. Bunlara da SSHD adı verilir. Bu diskler normal dönen çelik disklere göre 5-8 kat arası daha hızlıdırlar. Çok sık yoğun kullandığınız veriler SSD de depolanırken, durağan verileriniz çelik diskler üzerinde depolanırlar.


Bu Özelliklere dikkat edilerek bilgisayar alındığı taktirde en yüksek performansa sahip bilgisayarı almış oluruz.

Sunum Programlarının İncelenmesi

Programlama Dillerinin Sınıflandırılması

Programlama Dili Nedir?


Programlama dili bilgisayarda istenilen işlemi yapmak için gereken programları yazmaya yarayan sistemdir. Veriler üzerinde işlem yapılması (veri gönderme / alma), verilerin saklanması ve iletilmesi, çeşitli hesaplamaların yapılması gibi işlemler yapılır. Bilgisayarın donanım, yazılım bölümü, internet sitelerinin tasarımı gibi sistemler programlama dilleri ile oluşturulur. Kullanılan her programın yazıldığı bir programlama dili vardır.



Programlama dillerini üç sınıfa ayırabiliriz: 

Alt Seviye Yazılım Dilleri: 

Makine koduna oldukça yakın programlama dilleridir.

Assembly Programlama Dili: Assembly karmaşık programlar yazmak için kullanılan düşük seviyeli bir dildir. İnsanlar tarafından zor anlaşılan makine dilinin karmaşık yapıdan çıkarak alfabetik ifadelerle değiştirerek düşük seviyede bir yazılım ortaya sunar. Assembly kullanım amacı tüm programlama dillerinde olduğu gibi daha az zamanda daha çok iş yapmaktır. Assembly bir zamanlar çok kullanılmaktaydı, ancak günümüzde daha kullanılma eğilimindedir.Anormal performans hususları söz konusu olduğu zaman bu dil kullanılmaktadır.

Orta Seviye Yazılım Dilleri

Bu programlama dilleri oldukça esnektir, hem alt hemde üst seviye programlama yapılabilir. C programlama dili gibi.


C programlama dilleri: C programlama dili günümüzde en popüler dillerden biridir.Şuan kullandığımız bir çok programda C dili kullanılmıştır; Microsoft Windows, GNU/Linux, Minix gibi programların yapımının büyük bir çoğunluğunda C dili kullanılmıştır. C çok keskin bir dildir, bundan kaynaklanan bir çok problem programcıları zorladığı için c++ geliştirilmiştir.

Üst Seviye Programlama Dilleri

Bu programlama dilleri sadece sadece bel
irli bi fonksiyon üzerinde çalışırlar bu da programlama hakimiyetini azaltır.Bunun yanında en etkin ve en hızlı programlama dilleri bu kategoridedir.Diğer programlama dillerine göre daha kolay öğrenildiği ve uygulandığı için yeni başlayanlara en uygun diller üst seviye dillerdir.Örneğin;visual basic ve pic basic pro gibi…

Basic: ABD de icat edilmiş günümüzde çeşitli türevleri kullanılmakta olan üst düzey programlama dilidir. Basic öğrenmesi ve uygulaması kolay olan bir programlama dilidir. Visual basic diliyle Windows un belirli bölümleri yazılmıştır.Her Microsoft Office paketinde bir basic türevi var olup makro programlamada büyük kolaylıklar getirilmektedir.